May 15
Bir güzel diyarı ziyaret: UMRE
icon1 Ömer Döngeloğlu | icon2 Makaleler | icon4 05 15th, 2009| icon32 Yorum »

İnsanın Kendi Özüne Yürüyüşünün Adı: UMRE: Mânâ itibariyle ziyaret etmek demek olan umre, Hanefi fıkhında kitap ve sünnetle sabit bir sünnettir. Yani bizzat Resulullâh’ın hayatında 4 defa yer bulmuş muhteşem bir ibadettir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz : “haccı ve umreyi Allah için tam olarak yapın …” buyurarak umreyi tam ve eksiksiz yapmamızı istemektedir.
Hatalarımızla, kusurlarımızla şu fani dünya yürüyüşümüzde zaman zaman inişler ve çıkışlar yaşamamız çok doğal bir durumdur. Bunu bizzat Rabbimizin bizden ‘sık sık tevbe etmemizi istemesi’nden de anlayabiliriz. Yanlış yapacağımızı biliyor ki Rabbimiz, her günahkarı tehdit ettiği o elem verici azab haberlerinin ardından ‘ancak tevbe edenler müstesna’ buyurarak bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu muhteşem ibadetle aslımıza doğru bir yürüyüşe çağrıyor.
Umre bir yolculuktur aynı zamanda. Ama bazı yolculuklar insanı farklı çevrelere götürmekle kalmaz. Gidilen yerle bulunulan yer arasında bir mukayese yapmasını da insanın, daha iyi olanı tercih etmesi için ayne’l yakin bir eğitim vasıtası olur.
İşte sözün tam da burasında umrenin ne gibi bir yürüyüş ve eğitim vasıtası olduğuna temas etmekte fayda olur zannederim. Umre, mübarek yerleri ziyaret ederek eğitilmektir. Başta Kâbe olmak üzere yeryüzünün en kutsal topraklarına doğru bir soylu yürüyüşün adıdır. Bu ziyaret tâ Hz. İbrahim’den (a.s) beri devam eden bir ziyarettir. Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail’le birlikte Kâbe’yi tamamladıklarında Mevlamız “Ey İbrahim, insanları bu evi ziyaret için çağır’ buyurmuştu. Hz. İbrahim (a.s.) de: “Yâ Rab, bu çölün ortasına kim gelir, hem benim sesimi bu ıssız yerlerde kim duyar” demişti. Rabbimiz de: “Ey İbrahim, sana düşen insanları buraya davet etmek; senin sesini ve davetini insanlara duyurmak bizim işimiz, fevç, fevç insanların burayı ziyarete geldiklerini göreceksin” buyuruyordu. İşte bugün müminlerin akın akın o mübarek beldeye yaptığı yürüyüş, İbrahim (a.s.) den gelen sese “lebbeyk” diyerek asırların ardından ses vermektir.
Adeta “Buyur Yâ Rabbi, işte buradayım, senin emrine geldim, bazı ayetlere şahit ve bazı sembollerin mânâsını yerinde bizzat görmeye geldim”, demektir. Umre, tavaf ve say’in ardından tıraş olarak tamamlanan bir ibadettir. Ama tüm sembollerin yüklendiği manalar ve mesajlar vardır. Esas olan da zaten her müminin bu sır örtüsünün gizlediği manaya yönelmesidir. Zira hem hacc hem de umre ibadetinde ziyaret edilen her yer bir mânâ denizidir.

Tavaf neyi anlatır?…
Tavaf; insanın içine doğru, kendi özüne doğru gerçekleştirdiği soylu bir yürüyüştür. Hayat insanı çok çeşitli meşgalelerle savurur durur ve çoğu zaman insan bir bakar ki hayatın anlam ve gayesinin çok uzağına düşmüş olduğunu görür. İşte umre bizleri tam da bu anlam boşluğunda tavafla yeniden kendimize, özümüze dönmemizi sağlar. Tavafın her şavtında müslüman kainatın merkezi olan Kâbe’deki o muazzam ahenge katılarak İslâm ümmetinin bir ferdi olmanın muhteşem hazzını tüm hücrelerinde hisseder. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz “Hacer-ül Esved Cenab-ı Hakk’ın eli gibidir” buyurarak bizleri tavafın her şavtında onu selamlamamızı tavsiye eder. Bu tavsiye bizim için Rabbimizle olan sözleşmemizi her şavtta yenilediğimiz şuurunu aşılar. Her tavaf kulun Allah aşkıyla sonsuza kadar sadakatle yürüyüşe hazır ve razı olduğunun en berrak ve net resmidir.Tavaf alanının bir daire şeklinde oluşu da zaten bu ibadetin sonsuzluğu ifade ettiğini göstermiyor mu?
Seven sevdiğine sadakat gösterir ve göstermelidir. İşte kulun başı önünde büyük bir tevazu ve edeble “sana geldim Allahım, işte buradayım” dercesine yavaş yavaş ve emin adımlarla seyri sadakatidir. Tavafın ilk üç şavtında sağ omzumuz açık olarak yürümemiz gücümüzü yitirmediğimizin, her şeye rağmen, bütün günahlarımıza rağmen bitmediğimizin, yılmadığımızın, yıkılmadığımızın tüm kainata açık bir ilanıdır. Erkeklerin ilk üç şavtı omzu açık olarak tavaf etmeleri Medine’ye hicretten sonra Mekkelilerin müslümanları ilk görüşleri olduğu için güçlü, kuvvetli olduklarını göstermeleri açısından büyük önem taşıyordu. Sen de günahlara karşı güçlü olduğunu göstermek için bu tavafı fırsat bileceksin ve o ruhla yürüyeceksin İbrahim’in yurdunda.
Tavaf Hz. İsmail’in yürüdüğü yerde yürümektir. Yani İsmail’in rolüne soyunmaktır. Peki o zaman Hz. İsmail neyi sembolize eder. Hafızamızı tazelemek gerekirse ömrünün son demlerine gelmiş Hz. İbrahim eşi Sare annemizin rızası ve isteğiyle kölesi Hacer annemizle evlenmiş ve o evlilikten Resulullah’ın da atası olan Hz. İsmail dünyaya gelmiştir. Çocuk doğunca evde bir huzursuzluk meydana geldi. Hz İbrahim (a.s.) Mevla’nın murad-ı İlahiyyesiyle Hz.Hacer ve Hz.İsmail’i Mekke’ye getirmiş ve Kâbe’nin bulunduğu yere bırakıp Mısır’a geri dönmüştü.
Hz. Hacer ısrarla “bu iki kaya arasında çölün ortasında biz ne yaparız” diye sitem etti. Sonra “Ey İbrahim yoksa bunu sana Rabbin mi emretti” dedi. Hz. İbrahim de: “ Ey benim fedakâr ve çilekeş eşim eğer Rabbim istemeseydi bir peygamber olarak ben seni ve yıllardır hasretini çektiğim  yavrum İsmail’imi şu çölün ortasına hiç bırakır mıydım?” O zaman Hz. Hacer,  “Ey İbrahim, ardına bile bakma beni ve oğlumu Rabbimin emrine sabreden ve itaat eden olarak bulacaksın” diyordu. İşte o daha yaşına basmamış İsmail’in kundağıyla bırakıldığı yer senin tavaf ettiğin yerdir. İsmail kadar fedakâr olmayı yeryüzünde tek orijinal mekân olan yerde, Kâbe’de sen de öğreneceksin. Yeryüzünü yalnızlığının ve sahipsiz kalmışlığının yanına Rabbini davet eden çocuksu çığlıklarının sonunda ödül olarak zemzem suyunu Rabbinden alan İsmail gibi ödülünü almak için ağlayacak, inleyecek hıçkırıklarla feryad edeceksin. Her tavafın seni bir kez daha, biraz daha İsmailleştirecek ve oradan Hacer’in Safa ile Merve’sine fedakârlık sınıfını geçmiş olarak geleceksin.

Hacerce yürüyüşün adı sa’y…
Umrenin omurgalarından biri de Safa ile Merve arasında 4 gidiş,3 geliş olmak üzere yürümektir. Bu yürüyüş bildiğiniz gibi Hz. Hacer annemizin oğlu İsmail’in feryadına dayanamayan bir annenin merhamet ve İbrahim’in emanetine sadakat dolu yürüyüşünün adıdır. Bir kadının asırlar evvel yaptığı bu asil yürüyüş bize niçin vacip olmuştur dersiniz? Rabbimizin o kadar hoşuna gitmiştir ki bu vefa dolu yürüyüş, o gün bugün hepimizi Hacerce bir yürüyüş halinde görmek ister Mevlâmız. Yani Hacer olmadan hacı-umreci olunmuyor demek ki. Sen de yeryüzünün bugünkü İsmailleri adına bir ana yüreğiyle fedakârca yürüyeceksin.

Sonra traş olup sanki tüm günahlardan kurtulurcasına efendimizin o müjde dolu hadislerinden içmek için yad-ı cemil olsun diye sevre koşacaksın. Hz. Ebubekir (r.a.) Efendimizi soracaksın, “Ey dağ sahi Ebubekir senin nerelerinde gezindi de sıddık oldu” diyerek. Sadakat sınıfını orada geçeceksin, yürekleri genişleten ayetlerin indiği yere yüreğini açacaksın sınıfları bir bir geçeceksin. Oradan Hira Nur dağına akıp gideceksin, insanlığa son peygamberi hediye eden mekana koşacaksın. Rasulullâh’ı yetim ve öksüz Abdullah’ın oğlu Muhammed olarak koynuna alan nur dağının yeryüzünün en güçlü insanı Hz. Muhammed sav. olarak Efendimizi bize hediye ettiğini düşüneceksin.

Bu kutsal yola iyi bir arkadaşla çıkmak…

Hz. Ömer’i bir umre için yolcu ederken Efendimizin “Duanda bana da yer verir misin kardeşim”, deyişinden arkadaşın ve duanın önemini öğreniyoruz. Bu yola iyi bir arkadaşla yani bizi ibadet ve taatte kamçılayacak biriyle çıkmamızı bizzat Rasulullâh Efendimiz tavsiye buyuruyorlar. Şu yaz mevsiminde planımıza mutlaka umre yolculuğunu almalıyız. Duayı duaya katarak iyilerle
kervan olmak inanın bize büyük bir haz verir. Zira “umre diğer umreyle aradaki günahları siler buyuruyor” Efendimiz. Bu mekânların ziyaretçilerini “Allâh’ın misafirleri”Diye tanımlıyor Efendimiz (sav). Nasıl ki ev sahibi misafirine evinde bulunanın en iyisini ikram ederse umre için yola düşmüş bir mümine de ev sahibi olan Rabbimiz ikramların en büyüğünü vermez mi?
Son söz olarak Rabbim hepimize iyilerle mebrur ve makbul haclar ve umreler lutfeylesin ve oralardan arınarak, korunarak, durularak dönmeyi nasib eylesin.

Ömer DÖNGELOĞLU-İST.

Nis 17
Konferans ve Sohbet Proğramlarımız…
icon1 Ömer Döngeloğlu | icon2 Duyurularım | icon4 04 17th, 2009| icon312 Yorum »

Selamün Aleyküm DEĞERLİ KARDEŞLERİM

20 HAZİRAN DA 12 GÜNLÜĞÜNE İNŞ. UMREYE GİDECEĞİMİ BİLGİLERİNİZE SUNARIM.İNŞAALLAH O MÜBAREK TOPRAKLARDA HEP DUALARIMDASINIZ.
Ayrıca konferans ve sohbet proğram taleblerimiz için için irtibat tlf: Muharrem bey veya Muhammed bey 0212 533 10 83 -  0533 779  72 08

                                                    BİLGİLERİNİZE SLM VE DUA İLE…

Şub 28

PEYGAMBERİN İZİNDE İSİMLİ KİTABIMIZI TEMİN ETMEK İSTEYEN KARDEŞLERİM YENİDÜNYA DERGİSİ-MAVİ YAYINCILIK TAN MEHMET BEY veya ORHAN BEY den 0212 635 83 95-96 NOLU TELEFONLAR DAN İSTEYEBİLİRLER SLM VE DUALARIMLA…

Şub 16
102.2 Seyr fm Radyo sohbetim…
icon1 Ömer Döngeloğlu | icon2 Duyurularım | icon4 02 16th, 2009| icon36 Yorum »

    DEĞERLİ KARDEŞLERİM
102.2 SEYR FM de HER PAZARTESİ 17:10 DA YAYINLANAN YERYÜZÜNÜN YILDIZLARI İSİMLİ PROĞRAMIMIZA YAZ TATİLİ NEDENİYLE EKİM AYI BAŞINA KADAR ARA VERDİĞİMİZİ BİLGİLERİNİZE SAYGI VE HÜRMETLERİMLE SUNARIM…

Şub 5

Rahman ve rahim olan ALLAHın adı ile başlarım.değerli kardeşlerim son Gazze hadisesi nedeniyle çok yoğun bir koşturmaca,sohbetler,proğramlar arasında doğrusu bazı şeyleri belki ihmal ettik.ya da tam izah edemedik sanki.öncelikle bir müslüman asla ve kat’a ırkçı olmaz,olamaz.bir kimsenin ırkından dolayı üstün yada aşağı olması islama göre mümkün değildir. Dolayısıyla yahudi soyundan olan bir kimse de sırf yahudi olduğu için ne üstündür, nede alçaktır.üstünlük sadece takva iledir. sevgili peygamber efendimizin sav. saygıdeğer eşlerinden olan safiyye binti huyeyy (r.anha) soy olarak bir yahudi idi.ama o bizim (ahzab suresi 6.ayet gereğince) annemizdir.yine medine de yaşayan yahudilerin bilginlerinden Abdullah bin selam ra. de bir yahudi idi ve islamı seçerek gönül semamızın yıldızlarından birisi olmuştur.
Yine islam inancına göre bir müslüman erkek ehli kitabla yani yahudi veya hrıstiyan bir hanımla müslüman olmasa bile evlenip yuva kurabilir.hayatı birlikte paylaşabilir.yine ehli kitabın ALLAH ın adını zikrederek kestikleri (yenilmesi helal olan hayvanların) etlerinden müslümanların yemelerinde bir sakınca yoktur.ehli kitaba bunca hoşgörüyü sunan bir dinin mensubu olan müslümanların kendilerine zarar vermeyen, dinine,namusuna,vatanına ve canına karşı kötülük yapmayan bir hrıstiyan yada yahudiye neden düşman olsun ki? medinede resulullah sav. efendimiz ve sahabe-i kiram efendilerimiz yahudilerle hem komşuluk yapmışlar,borç alıp-vermişler,hem de ticaret yapagelmişlerdir.Bütün bunlar bugün için de geçerli olan şeylerdir.
Günümüzde meydana gelen olaylara gelince bunu doğru okumak ve doğru bir yol haritası çizmemiz gerekmektedir. Tarih boyunca yahudiler defalarca zulme uğramış,bazen uğursuz sayılıp çoluk-çocuk demeden binlercesi avrupanın göbeğinde yakılarak öldürülmüşlerdir.ortacağ da ispanya da,italya da,fransa da bunun çok değişik ve acı örneklerini görebiliriz. ve son olarak 20.asrın ortalarına doğru Almanya da Adolf hitler tarafından tarihin en acımasız soykırımlarından birine uğramışlardır. hem 1492 yılında yahudiler ispanya dan sürgün edildiklerinde yahudilere topraklarını açan aziz milletimiz olmuştur.
Benim bugün anlamadığım şey geçmiş te bunca zulmü yaşamış bir toplumun aynı zulmü ve haksızlıkları çoluk-çocuk demeden filistinli müslüman kardeşlerimize uygulamalarıdır. buna karşı elbette akıl ve vicdan sahibi her insan itirazını ortaya koymalıdır.hatta en çok ta yahudiler buna karşı israil yönetimini ikaz etmelidir.Bu böyle gitmez ki yarın bir başka toplum israil’e bunun hesabını sorarsa inanın yine en büyük acıyı ve çileyi suçsuz,masum sivil yahudiler çekerler.Biz inancımız gereği o zaman da yine masum olan yahudilerin yanında oluruz.
Yani biz ne yahudi düşmanıyız ne de bir ırkın düşmanıyız. biz zulmün ve zalimlerin düşmanıyız.Filistin, Kudüs ten dolayı bizim için apayrı bir öneme sahibtir.hem sevgili peygamber efendimiz sav. ‘müslümanlar bir vücudun azaları gibidir.’ buyurarak bize kardeşlerimize sahib çıkma vazifesini vermiştir.Susturulmuş ya da sindirilmiş arap liderlerin sessizliği bize ne örnektir, ne de ölçüdür.o onlara ait bir zillet ve vebaldir.son Gazze sınavını aziz milletimiz yüz akıyla vermiştir.Devlet yöneticilerimizden,sokakta ki vatandaşa, alevisinden-sünnisine,futbolcusun dan-tribündeki sporseverlere, solcusundan sağcısına,cami cemaatinden-tüm cemaatlerimize kadar mükemmel bir kardeşlik örneği ortaya kondu.Bu belki de Çanakkale de şehid düşmüş 500 e yakın filistinli kardeşlerimize karşı vefa borçumuzdu.ya da 20. asrın başlarında Filistin toprakların da şehid düşmüş yüzbinlerce osmanlı askeri ecdadımıza hürmeten vazifemizdi.herşey için hepinize teşekkürler aziz kardeşlerim.
Fakat tüm bu yardım ve filistine sahip çıkma çabalarımız esnasında gerek ülkemiz de yaşayan, gerekse başka yerler de yaşayan ve israil yönetiminin sivilleri hedef alan fosfor bambası,çivi bombası ile saldırısı olan bu insanlık dışı ve savaş suçu olan uygulamalarını desteklemeyen ve karışmayan musevileri - yahudileri özellikle tepkilerimizin dışında tuttuğumuzu belirtmeli,bu hassasiyetimizi onlar hissettirmeli ve güven içinde olduklarını mutlaka bir şekilde onlara belli etmeliyiz.
Yani son söz olarak biz yahudi ya da hrıstiyan düşmanı değil,zulmün ve haksızlığın düşmanıyız.dünya da huzurun,barışın ve adaletin hakim olması dilek ve dualarımla baki selamlar…
Ömer DÖNGELOĞLU-İST.

Oca 13

Medium: video.google.com
Link: video.google.com

Ara 30
Ve Rahmet İklimindeyiz…
icon1 Ömer Döngeloğlu | icon2 Makaleler | icon4 12 30th, 2008| icon33 Yorum »

Aziz dostlarım ve kıymetli komşular gözünüz aydın, üçaylar geldi ve gelirken yine boş gelmedi, bu mübarek mevsimin rahmet hediyeleriyle geldi.Yorgun yüreklere kandillerini getirdi buyurun serinleyin, dinlenin, manen ferahlayın, kirlerden günahlardan arının, korunun dercesine.

İlk kandilimiz Receb-i Şerif’in ilk Cuma gecesi, 19 Temmuz’da Regaib Kandili’ydi. Regaib “Çok arzulanan, özlenen, ısrarla istenen” anlamına gelir. Regaib Gecesi çok mübarek bir gecedir. Bu geceyle alakalı rivayetlerden birisi de, sevgili peygamber efendimiz’in (s.a.v.) bu gece anne rahmine düştüğüdür. Yani ihtiyar dünyamızın binlerce yıldır hasretle beklediği Habib-i Edibine kavuşma süreci fiilen bu gece başlamıştır. Hz.Amine validemizin, kainata en büyük hediye ve müjde olan Hz.Muhammed (s.a.v) efendimize hoş geldin deme gecesidir bir anlamda.

İkinci kandilimiz ise 10 Ağustos gecesi Mirac-ı Mübin’dir. .Biz Ümmet-i Muhammed’e Rabbimizin verdiği en büyük onurlardan birisi de, bizzat Resulullah efendimizin Rabbimizin huzuruna kadar yükseltilmesidir ki, adına mübarek kitabımız Kuran-ı Kerim’de İsra Suresi mevcuttur. İsra; “gece yürüyüşü” demektir. Yani Mirac gecesi, sevgili peygamberimizin Mekke’deki Kabe’den alınarak, Mescid-i Aksa’ya, Burak’la, Hz.Cebrail’in refakatinde götürülmesidir ki; bu kısım bizzat kuranda anlatılmıştır. Şüphesiz, kati doğru bir bilgidir. Mescid-i Aksa’dan sonraki kısım, yani göğe yükseltilme olayı olan Mirac ise Resulullah’ın anlattığı hadis-i şeriflerde mevcut olduğu için her Müslüman’ın bu olaya başından sonuna kadar inanması gerekir. Zaman zaman müminlerin tertemiz dimağlarını bulandırmak için abuk-sabuk görüşler ileri sürüldüğünü esefle görmekteyiz. Acaba bu tarz yorum ve kanaat sahibleri Hz. Ebubekir efendimize ne yüzle bakacaklar yarın huzur-u ilahi’de? Yaz?n?n Devam?n? Okumak ?in T?klay?n »

« Previous Entries